Yazar: TELAT ÇİTE
Ve Şunu Bil ki /Ben Esir Sen Esrar (3. Bölüm- ROMAN)
“Bedenler Heyecan Dolacak”
İlteber İlsu : Zeynep Sultan sayende, Burak Kurtoğlu’nun siparişini tamamladım. Unutmadan, haberin olsun senin içinde olduğun şarkı sayısı üç yüz oldu. Muhteşem Opera serisi için, sadece iki yüz eser kaldı. Rakibin Leyla mı? Evet ciddi rakip daha yolun başındayız. Onun için yaptığım şarkıları mı merek ettin? Korkma açık farkla öndesin. On gün beraber olduk. Sadece on tanecik yazdım. Müzikal serinin adını merak ediyorsan, hemen söyleyeyim. Gümüş Opera Haydi hava soğudu sevgili. Ben içeri kaçıyorum. Sen Cidde semalarında yıldızlarla dertleşmeye devam et.
O K İ M D İ
O K İ M D İ
Çağlayanlar susar, Bu gönül susmaz. Denizler susar, Bu gözler susmaz… diyen kimdi… Kimdi, O kimdi. Söyle Can söyle şimdi… O kimdi O Kalbimi öldüren… O Canımı yakan… O kimdi
Beş kafadar Türkolog, Güneş en tepedeyken, Eminönü’ de 4.No lu iskelede bulunan Boğaziçi yolcu vapuruna bindiler. Vapurun kalkış saatine 30 dakika vardı. Fakültede ki 3.cü yılı devirmenin hazını yaşıyorlardı. İlteber İlsu gibi, Unkapanı, Sirkeci ve Taksim üçgeninde Müzik ve Edebiyat sektöründe kısa zamanda isim yapma sevdası, kafalarının içinde adeta bir burgulu baskı gibiydi. Çevredeki Turistik büfelerden sürekli, Yüksek sesle “Kim bilir bu gidişin dönüşü olacak mı ? Ah nasıl yollarına bakacağım Kim bilir ? Ufkumda güneş bu sabah doğacak mı Kim bilir” çalınıyordu. Selim : Kaset demek ki yeni çıktı. Yeni çıkan kasetlerin. A yüzündeki ilk eserler her zaman iskele büfelerinde yoğun olarak çalına çalına dinleyicinin kafasında algı oluşturur. Şarkı da kısa zaman da meşhur olur. Ekrem : Esere eşlik ettikten sonra “Ah bizim şarkılarımız ne zaman buralarda çalınacak” İlteber İlsu, Kibariye’nin sesinden bu eseri dinledikten sonra, uzun zamandır yarım kalan “O Yalancı” isimli eserinin sözlerini değiştirerek;
“Kimdi, O kimdi… Söyle Can söyle şimdi… O kimdi, O kalbimi öldüren… O canımı yakan… O katil …O yalancı kimdi … Söyle Can söyle şimdi O kimdi…”
gitar eşliğinde söylenmeye başladı. 65 no lu Sarayburnu Vapurunun baş üstü diye tabir edilen, üst kat burun terasında Cihan ve Metin’ de İlsu’ya eşlik ediyorlardı. Onlar bu sıfır kilometre eseri icra ederken yolcuların bir bölümü tempolu bir şekilde sözlere sanki bir düet gibi ,
A1 “Yıldızlar söner, Bu kalpler sönmez. Şarkılar biter, Bu sevda bitmez ….diyen kimdi… Kimdi, o kimdi
Söyle can söyle şimdi… O kimdi Sinemdeki canda sen varsın… Damarımdaki kanda sen varsın… diyen kimdi öyle Can söyle şimdi.., O Katil …O yalancı kimdi … O kimdi…” eşlik etmeye başlamışlardı
Cihan aşka gelmiş, ayağa kalkarak ;
N1″Çağlayanlar susar, Bu gönül susmaz. Denizler susar, Bu gözler susmaz… diyen kimdi… Kimdi, o kimdi. Söyle Can söyle şimdi… o kimdi O Kalbimi öldüren O Canımı yakan O kimdi
Her an gözümde sen varsın… Başımdaki yastık da sen varsın… diyen kimdi… O kimdi Söyle Can söyle şimdi… O yalancı kimdi …Kimdi O kimdi…”
İlteber İlsu : Slow & Fantazi şeklinde söylediği şarkyı Anadolu Rock tarzında , daha gür ve daha hızlı bir şekilde,
B1“Kıyametler kopar, Bu canlar kopmaz Ömür biter, Bu aşk.. bu tılsım bitmez …. diyen kimdi… o kimdi…
Kimdi, Söyle Can söyle şimdi …o kimdi Her an hayalimde sen varsın… Her gece yastığımda… Her gece rüyamda sen varsın… diyen kimdi… O kimdi, Söyle Can söyle şimdi… O yalancı O Katil kimdi….”
Bu hızlı, yüksek wolumlu tarz daha çok heyecanlandırmıştı. Yolucuların çoğu bu bedava konsere ya eşlik ya da tebessüm ediyordu. Şimdi sesler daha gür çıkıyor arada bir martıların kanat çırpması alkış gibi geliyordu. Beşli grup birlikte,
N2“Çağlayanlar susar, Bu gönül susmaz.. Denizler susar, Bu gözler susmaz… diyen kimdi …O kimdi Kimdi, Söyle Can söyle şimdi… O kimdi O Kalbimi öldüren….O Canımı yakan… O katil kimdi.
Söyle Can söyle şimdi… O Katil … O yalancı kimdi” Uzun bir alkıştan sonra İlteber İlsu Tempoyu
düşürdü, belli ki aklında daha farklı bir yorum vardı, sözleri değiştirerek;
C1“Canımsın Gül Yüzlüm, canımda can. Kara sevdamsın Gece Gözlüm, Kanımda kan…diyen kimdi Kimdi, Söyle can söyle şimdi o kimdi….
Bağrımdaki kalp seni haykırıyor Dilimdeki şarkı seni anlatıyor… diyen kimdi o kimdi… Söyle Can söyle şimdi… O yalancı kimdi….”
Gitarı bırakarak daha kısık bir yorumla,
“Söyle Can … O katil.. o yalancı kimdi.. O beni yakan… O DEV’ İ yıkan kimdi”
Ekrem : Beyler vapur iskeleye yanaştı, ancak ineriz dedi. Hızlıca kömürlü ahşap vapurdan İndiler. Önce Anadolu Hisarında Hünkar Namazgahına, oradan Otağtepe’ ye geçtiler.
Bir İstanbul Tokatı
“İnsanların nefsi mi ? Dünyanın çarkı mı ? Şimdi dansöz Ne olursun affet beni, Ey Aziz İstanbul”
Kamareyn kim bilir bu kaçıncı defa temaşaya hazırlanıyor, İstanbul Boğazının en yaman güzelliğinde. İkindi yükünü almış mağrebe on var. Güneş son kızıl ışıklarıyla veda ya hazır. Güzelce Hisar İlteber İlsu’ nun ayaklarının altında, Hilal sabırsız hızla yükselişte. Tam elini uzatıp, Rümeli Hisarı surlarında yükselen hilali çemberinden tutacaktı ki; Boğazın serin sularından yükselen meltem ruhunu gıdıkladı… Derin bir nefesle o serinliği ciğerlerine pompaladı, her hafta yaptığı gibi. Bu mekan ona ilaç gibiydi, Telli Baba’dan; Yuşa Peygamber Tepesinden ta… Ayasofya ya kadar uzanan manzaraya hakim olan bu mekandan şifa buluyordu. Ulvi olduğu kadar kutsi olan bu mekanda Sultan ikinci Mehmet Fetih Otağını kurmuştu. Burada yapmıştı Rümeli Hisarı planlarını. Sultan Yıldırım Bayezid burada inşa etmişti Güzelce Hisarı. İstanbul rüyasının mabediydi burası. Göksu Deresi aşıklarının cilveleştiği aşk yuvasıydı burası. Onlarca Padişahın yazlık ikametgahı Küçük Su Kasrı’na tepeden bakıyordu burası. Ez cümle Paşam bu mekan için diyor ki;
Otağ-ı tepe mehtabında raks ider
Kah güller kah bülbüller Paşam
Kamereyn dahi aşk u raks ider
Seyrana gelur her an üstad-ı Paşam
İstanbul aşığı İlteber’in yanın da ki dört arkadaşı Türk Dili ve Edebiyatı Filolojisinden. Son final sınavı “İlleri Osmanlıca” dersinde birlikte çalıştıkları metin çıkmıştı. Onun şerefine keyifleri çakırdı.Üstelik yolda yarım kalan şarkının güftesi ve tınıları üzerinde bayağı egzersiz yapmışlardı.
İlteber İlsu çektiği nargilenin dumanını üflerken, gözü bir anda en az 1453 ten beri, belki 6. Yüzyıl boyunca şekil değiştirmeden varlığını koruyan çam ağacına dikildi. Üzerin de süvarisiyle şaha kalkmış at figürü şeklinde ki ağaç onu çok sarsmıştı. Kulaklarında adeta şaha kalmış atın kişneme sesi çınladı. Yüzü düştü gerildi. İstanbul’un bir yanda şu aşikar Cemali diğer yanda Celali insanları ve en beteri Zeynep gibi aşka celalleşen yalancı gözler… yalancı sözler beynini kemirdi, sarhoş ötesi bir sersemlikle, Farkına varmadan
“ Eré vollaa… Harrıııık!.. Hey gidi hey!… Peygamber iltifatına nail olmuş Sultan II. Mehmed. Bu haliyle, bu ahvaliyle, bu ahaliyle, bu çirkefiyle, bu dansöz İstanbul’u görsen, fethetmezdin!.. Sen de istemezdin, İstanbul Hakanlığını ve dahi Cihan hükümdarlığını.” Sağında oturan Ekrem, İlteber İlsu’ya dönerek. Bu ne ahtır ya. Ne istiyorsun koca sultandan. Yakamozlar çarptı mı ? Solunda oturan Metin ve Cihan gülüştüler.
İlteber İlsu alaylı tavrını daha da zorlayarak; “Peh peh…ama ne İstanbulmuş ! Taşı altınmışş… toprağı altınmış!..
Ha haa haaa!.. yalandan kim ölmüş…? Altındaki şüheda üstündeki minare olmasa; Kim takar ki… Ortadaki İstanbul’u….! Bir de Boğaziçi ve gonca güzeller İşte olay bu… Tılsım da bu… Şarkı da bu… hatta sakız da bu. ” Metin araya girdi, Nedir ? İstanbul’la alıp veremediğin Ekrem: Ben biliyorum onun derdi insanların vefasızlığı, acımazsızlığı İlteber İlsu : Aslanım metin; “Burada herkes; Ya uyur gezer… Ya uyutur gezer… Ya da uyuzz gezer. Kimisi güzellikten Kimisi tat ve lezzetten Kimisi yediği naneden Kimisi yediği tokattan Kimisi kırdığı fındıklardan Kimisi de delik şalvardan Ama çoğunlukla…. Hayal kırıklığından. Anla artık burada; Hayat kırık, Gönül kırık, Testi kırık hatta aşklar bile kırık. Ahh.. ah bir de;
Cep delik, Şal delik ve Ruh delik ise : Vay vay haline, Vah olsun vahlar olsun. Allah’tan bütün yollar, köprülere çıkar.. Neyse ya …! değer mi üzülmeye ? Nasıl olsa tepesine çıkacağın bir köprü vardır”
İlteber İlsu’nun kankisi Cihan bu sefer araya girdi. Aaa. niye ki, köprülerin tepesine neden çıkalım.
İlteber İlsu: Atlamak için;
“Kuzum !.. Burası atlamanın baş kenti!.. Kimisi başkadan başkana atlar Kimisi züğürtten, trilyona Kimisi arıdan arıya atlar Kimisi piliçten pilice. Kimisi cefadan sefaya atlar Kimisi tam tersini yapar Kimisi de Neşeden Kemale atlar Kimisi de, selamdan selamsıza… Velhasıl Kelam !.. Her kes atlar Bip yerlerden Vip yerlere Veya Fıs yerlerden, Fışş yerlere Bazen de Bii yerlerden bir yerlere Bu da olmasa köprülerden köprülere Atlamasını bilmeyen…. Kendi mezarını kendi kazar”
Metin : Heé vallahi, yalan mı ? İlsu Miroğlu doğru söylüyor Cihan : Doğrusu Pes mi desem ? Ya da Peh.. Pehh mi ..desem ? Bilmem ki hangisi Yes dedi.
Ekrem : Yok yok Bes diyecektiniz. Bu ne ah, bu ne figandır. Koca Sultanın bu işte ne günahı olabilir ki.Şaştım artık!. Ne desem ?
İlteber İlsu : “Hey gidi Sultan II. Mehmed ? Söyle şimdi; Bu ne talihsiz futtuhat!..? Bu ne acı hakikat, bu ne vahşi gerçek ? Bu ne dansöz İstanbul…?. Bu ne çivisi çıkmış, bir ab-ı hayat…? Bu ne zalim…..Bu ne katil Felsefe ? Al sana!… Sapına kadar, Taşı -Toprağı altın İstanbul… Varsın hepsi senin olsun Bozdur bozdur harca!.. Bu vahşi hesabı da vermek istemem… Bu acımasız bedeli de ödemek istemem. Varsın hepsi senin olsun, yerinde olmak istemem” dedi
Cihan : Mirbey yine İndirdin “Bir İstanbul Tokatı.” Ama söylediklerin “Yakamozların raksından mı? Kamareynin şatafatından mı ? ya da Dolunay çarpmasından mı ? bu sarhoşluğun”. Ekrem : “Yok yok yıldızların büyüsünden dir ?. Ah o Süreyya yok mu ? Süreyya’nın Ultra Adrenalin Işınları, gece melteminin müziği eşliğinde, boğazın serin sularıyla dans eder, üstüne dolunayın ışıltısı yakamoz kimliğinde mezeye dönüşür, işte sarhoşluk emri bu Sürreya denilen yıldız kümesinden gelir. Onun da mekanı işte burası. Metin daha fazla beklemedi, “Sen de biliyorsun bu şehri İstanbul da; Güneşin doğuşuyla kılıçlar çekilir o anda Mağreb’in bitişi, umutların bitişi değildir Mücadele zamansız, mekansız bir hayattır burada. Ayakta durmaktan başka şansın yok İstersen bir tökezle de gör, anya yı konya yı” Sözleriyle İlteber İlsu’ya ilk desteği o verdi. Kısa zaman da suçlu bulunmuştu. İlsu dertliydi. Aşkın sersemliği miydi? İnsanların dönekliği miydi? Ama belli ki; sorun coğrafi değil, insan kaynaklıydı.
İlteber İlsu : Cihana dönerek, “Ya.. Öyleyse git, hemen şuracıkta, Küçüksu ya da Göksu’ya, bak burada boğulmak yoktur… İnsan hacetiyle dolu, boğulacak yer bulamazsın” birlikte gülüştüler. Ardından
– İlteber İlsu: “En iyisi mi, boğuldun mu büyük denizde boğulacaksın. Sen de aşkın da büyük olacak, Sen Büyükdere ye git Bu da olmasa, Riva, Şile Kilyos ya da Sulu kule Etiler Unkapanı Avcılar… garanti götürür”
Metin : Fazla abartı olmadı mı Mirbey ? Anladım hiciv sanatında hepimizden daha iyisin. Ama güzellikleri de az değil.
“ Sarı yeşil mavi aşklar yaşanır burada, Doymak mı istiyorsun,.. İstanbul un güzelliğine Haydi büyük çamlıca tepesine, Orada göz banyosu yapmadan, Sakın İstanbul u biliyorum deme, ayıp olur Boğaz içi, Topkapı Sultanahmet, Beyazıd ı görmeden İstanbul dan ayrılma, günah olur. Adaları birer birer yaşamadan, İstanbul’u tanıdım deme, yazık olur. Havasın dan bir de kızın dan kazık yemeden, Sakın ha İstanbul kelimesini ağzına alma yalan olur Gece üçten önce sakın yatma, dünya dar olur Depremde gafil avlanırsın demedi deme”
Ekrem: “ Ne… Uyku mu dedin, O da ne ya, bilen var mı ? İstanbul da uyku haramdır, hatta ayıptır, Sonra ayakta uyumak varken!.. Hala öğrenmedin mi sen ? Burada her şey ayakta yapılır Burada her şey ayakta yaşanır Aşklar bile….Kanunlar bile .. Uykular bile Hatta mehtap bile ayakta izlenir. Hatta piliçler bile ayakta götürür, o mal horozları Hem duraklarda, hem de vapurlarda Peki!..Oturmak yok mu diyeceksin ? yok tabii !.. Burada kıçlar kıvır kıvır içindir Tıpkı o verilen sözler gibi Tıpkı o yalancı gözler gibi Tıpkı o malum dansözler gibi Tıpkı o sahte,…O yalancı baharlar gibi Ve en beteri de, Tıpkı O Kara Gözlüm … O Bal Gözlü Yıldız Gibi… Mirbey’in dediği gibi; Burada her kes uyur gezer, ya da uyutur gezer”
Geleceğin çömez Türkoloji öğrencileri, İstanbul ve İstanbul hayatından bir gerçek kesitle hiciv sanatını icra ederken, İstanbul’un karizmasını pas pas yapmışlardı.
Metin: Bıyık altından sırıtarak, Hey millet çok şanslısınız. İlteber Mirbey’den hicivler her kula nasip olmaz. Bu mutluluk bile yeter.
– İlteber İlsu: Aslanım sen kimle kafa buluyorsun, bak kızarsam gönderirim “ İndirimli Bir İstanbul Tokatı ne akıl kalır ne de mide, bak demedi deme”
Selim; Şimdiye kadar sesini çıkartmamıştı. Hayranlıkla İlsu’ yu izliyordu. Sonunda, -“gerzekler siz nasıl edebiyatçısınız, Bir de bu güzel vatana Türkolog olacaksınız. İlsu; Size İstanbul toplumu üzerinden, aslında Zeynep Sultanı resmetti. İhanet ve sadakat’ın portresi bu. Büyük resmi okumasını bilmiyorsunuz demiştim size, bak bu iki oldu ona göre. Ekrem : Peki benim anlamadığımı, sen nasıl anladın Selim : İnsan oğlu tarih boyunca, hep en çok sevdiğini en yaman en acımasızca yargılamıştır. İlsu’un en çok sevdiği kim ? Ekrem bu yorumu beğenmemişti. “Uydurma, beni yorma Seliiim.” Diyerek tartışmayı bitirdi. – Cihan, garsondan hesabı isterken, İlteber İlsu : “Biliyorum ki, Ey Aziz İstanbul,sen bir şarkıdan öte hadislere mashar olmuş, Mukaddes bir ilahisin kalbimin derinliğinde. Amma ve lakin, çok doluyum çook.” Diyerek mırıldanıyordu. İlteber’ in bu sözleri Selimi yalanlamıştı.
Hani Nerde O Yeminler
Hani… Başındaki yastık beni yazıyordu… Hani… Dilindeki şarkı beni anlatıyordu. Söyle can…Hani nerde o başındaki yastık… Hani nerde o dilindeki şarkı… Hani nerde O Canlar… Hani nerde …O Yeminler….
İlteber İlsu, Cihan ve Metin birlikte yaşadıkları, Küçüksu Sevda Tepesinde bulunan evlerine giderken, Ekrem ve Selim Çengelköy Kuleli mahallesindeki öğrenci evlerine gitmişlerdi. İlteber İlsu, yazdığı eserin noter ve meslek odası tasdiklerinden önce bu eserin mutlaka fantezi ve slow versiyonlarının da olması gerektiğini biliyordu.,Cihan’a dönerek “Piyasa emek hırsızlarıyla dolu. Hemen bir benzerini yada sözlerinin bir kısmın kullanarak alternatif bir eser yaparlar. Bunların acıması yok, eseri hemen piç ederler. Sesini çıkartırsan linç ederler, tedbirli davranmak iyidir” dedi. İlsu haklıydı, müzik ve tarz çeşitliliği, hem pazarlama ve edisyon için hem de çok sayıda yapımcı ve sanatçıya ulaşma şansları açısında değerliydi. Kısa bir durgunluktan sonra Cihan: İlsu “Kimdi O Kimdi” şarkısında ki özel mesaj hangi sultana dedi. Metin anlamıştı bu eseri kime yazdığını. O yeminlere sözlere rağmen petrol zengini Suudi Bin ladin ailesine 4.cü eş olarak giden Zeynep Sultandı. Eşi Cemal Bin Ladin aynı zamanda Usame Bin Ladin kabilesinin önemli adamlarındandı hem de Cidde Havayollarında üst düzey müdürdü. İlteber İlsu ya dönerek Mirbey acaba “ Söyle Şimdi o kimdi” yerine “Nerde şimdi o yeminler…” denesek mi dedi. İlteber İlsu: Daha slow daha damar bir eser düşündüğü için, hızlıca sözler yeniden düzenlendi.
A2*“Yıldızlar söner, Bu kalpler sönmez. Şarkılar biter, Bu sevda bitmez … Diye yemin etmiştin Söyle Can…Ah nerde kaldı o kalpler… nerde şimdi o yeminler…
Hani Tenindeki canda ben vardım… Hani Damarındaki kanda ben vardım…
Söyle Can…Ah nerde kaldı o canlar.. nerde şimdi o yeminler…” denediler, İlsu’nun istediği olmuştu.
Nakaratları da;
*“Çağlayanlar susar, Bu gönül susmaz. Denizler susar, Bu gözler susmaz…. diye yemin etmiştin
Söyle can..Ah nerde …hani nerde o gözler…. nerde o yeminler Söyle nerde…nerde şimdi o çağlayan kalpler” şeklinde denediler, yok yok olmamıştı.
“Hani sinendeki can, beni haykırıyordu Hani dilindeki şarkı beni anlatıyordu…..
Söyle Can… Hani nerde…nerde o hayaller…hani nerde o yeminler…. Söyle Can…. hani nerde o sönmeyen kalpler”
Metin beğenmemişti son düzenlemeyi. Bir de ben denesem mi? diye izin istedi. Elbette cevabını alan Metin; sözlerin önüne sonuna ekler yaparak yeniden.
B3**Hani.. Çağlayanlar susar,Bu gönül susmazdı….. Hani.. Denizler susar,Bu gözler susmazdı Söyle can …Hani o çağlayan kalpler…. Hani o susmayan gözler.. Hani…Tenindeki canda ben vardımdı… Hani.. Damarındaki kanda ben vardım. Söyle Can.. hani nerde o Canlar… hani nerde o yeminler….
C3 Hani ..Kıyametler kopar,Bu canlar kopmazdı .. Hani ..Ömür biter,Bu aşk.. bu opera bitmezdi Söyle can…Hani o yeminler… hani o sönmeyen kalpler
Hani her gün hayalinde ben vardım.. Hani her gece rüyanda ben vardım… Söyle can…Hani nerde o hayaller.. hani nerde o yeminler…
D3- Hani. Canımsın Gül yüzlüm, canımda can…. Hani.. Sevdamsın gök yüzlüm, Kanımda kan …diye yemin etmiştin
Söyle can.. hani nerde o canındaki Can… hani nerde o damarındaki kan.
Hani… Başındaki yastık beni yazıyordu… Hani… Dilindeki şarkı beni anlatıyordu.
Söyle can…Hani nerde o başındaki yastık…hani nerde o dilindeki şarkı… İlteber İlsu alkış sesleri eşliğinde bravo işte bu dedi. Demek ki seni piyasaya servis etmenin zamanı geldi. Önce müzik temel bilgisi, ardından bir estrüman çalman gerekiyor. Yaz tatili iyi bir fırsat. Ama söz ver bu eserden kimseye bahsetme, zamanı gelince çok özel bir sanatçıya düşünüyorum” Dedi.
S A N A S A K L A D I M
“ Sana….sana sakladım umutlarımı.. duygularımı Sana….sana sakladım Hazinemi tenimi kokumu Sana….sana sakladım Değerli olan her şeyimi… Hazinemi tenimi kokumu Ama sen …ama sen….ama sen Bir tek sen anlamıyorsun”
Ahmet bey, 1915 yılında Doğu Cephesinde 5. Ordu da Miralay rütbesiyle Ruslara kök söktürmüştü. Ermeni Tehcir Kanunu çıkartıldığı dönemde göç eden Ermenilere refakat ederken, yıldırım çarpması sonucu ağır yaralanmıştı. Bu Gazi kolordu komutan, İlteber İlsu’nun büyük babasıydı. Bu nedenle bütün arkadaşları İlteber İlsu’ya “Mirbey” bazıları da “Miroğlu” diyorlardı. Cihan : Neredeyse söylemeyi unutacaktım. Candan bey, İlteber yarın şirkete uğrasın demişti haberin olsun. Ertesi gün Karaköy de tramvayla Beyoğluna giden İlteber İlsu, Burada bulunan Sony2 Müzik Prodüksiyon Şirketine Şarkı Sözleri yazıyordu. Türk Dili ve Edebiyatı filolojisinde okuduğu için şirkete bağlı olan sanatçılar tarafından özel ilgi görüyordu. Patronu Candan Sezen Göksu’la birlikte çalışması için çağırmıştı onu.
Sezen Göksu : Benim 45 lik yakında çıkacak ama hala şarkı eksiğim var. Ben bir şeyler karalamıştım. Düzgün bir şey çıkar mı bundan diyerek notlarını uzattı.
“Dün Gece Yine O Geldi, Vurdu Pencereme Delice. Benden Bir Şeyler İstedi. Ama Eli Boş Döndü, İstediği Umutlarımdı….Veremezdim… Alamazdı Benden Zaten Dedim Ya !… Eli Boş Döndü, O Zorbey”
İlteber İlsu : Bu çalışma sanki, Maviş Gülfem’in Hikayesi gibi ve onu düşünmeye empati yapmaya başladı.
“Gecenin Bir Yarısında, Bir Başkası Kapımda Bekledi Saatlerce Şimdi Seni Ağlatacağım Dedi. Ama Ağlamadım…Ağlatamadı. Sonunda O da Anlamıştı. Sürekli….Yürekten Yürekten Ağladığımı Ağlayacak Göz Yaşlarımın Kalmadığını… Ve Nihayet, Eli Boş Döndü O Zorbey”
“ Dedim Ya… İkisi de İstediğini Alamadı, İkisi de Eli Boş Döndü Bizim Evden. Onlarda Anlamıştı…Umutlarımı… Duygularımı… Hazinemi, Tenimi, Kokumu Değerli Olan Her Şeyimi… Sana Sakladığımı… Ama Sen Bir Tek Sen Anlamıyorsun…! ”
İlteber İlsu “ Bu çok harika, muazzam bir aşk hikayesi. Tam bir genç kadın şarkısı. Bu yaz konserler hareketli olacak. Dedi ve hemen gitarı aldı eline, aklında sadece Maviş Gülfem vardı.
A- “Dün gece Yine o geldi Vurdu pencereme Delice Ama eli boş döndü Vermedim… vermedim ona… umutlarımı… duygularımı
Vermedim… vermedim ona… Hazinemi tenimi kokumu Sonunda o anlamıştı her şeyimi sana sakladığımı… ama sen …ama sen….Bir tek sen anlamıyorsun”
Candan Bey : “arkadaşlar bir kayıt alalım lütfen” dedi. Mavişin hikayesi iyi bir ilham olmuştu. Nakaratı çok kolay çok çarpıcı oldu :
N1** “ Sana….sana sakladım umutlarımı.. duygularımı Sana….sana sakladım Hazinemi tenimi kokumu Sana….sana sakladım değerli olan her şeyimi Hazinemi tenimi kokumu .ama sen …ama sen….ama sen Bir tek sen anlamıyorsun..
Sezen Göksu şaşkınlıktan adeta nefessiz kalmıştı. Zorlukla yutkundu.. Aldı mikrofonu eline, İlteber İlsu’ya eşlik etmeye başladı.
B “ Gecenin Yarısında Bir Başkası Geldi…
Kapımda Bekledi Saatlerce
Şimdi Seni Ağlatacağım Dedi… Ama eli boş döndü Vermedim Vermedim Ona… Göz Yaşımı.. Kalbimi Vermedim Vermedim Ona… gecemi gündüzümü ömrümü
Sonunda o anlamıştı her şeyimi sana sakladığımı Ama sen …ama sen…. Bir tek sen anlamıyorsun” İlteber İlsu bir an duraklayınca Sezen Göksu eserin tamamlandığını düşünerek “yüreğine sağlık çok güzel oldu” demesi üzerine İlsu : Sezen Hanım tempoyu biraz yükselterek daha farklı bir tarz denemek düşüncesindeyim dedi. Ve başladı;
C- “ Gecenin yarısında Yine O Delice geldi Senden bir ömür alacağım var dedi Ama eli boş döndü Vermedim…Vermedim Ona… Pınarımı… Baharımı Yazımı
Vermedim… Vermedim Ona… Denizimi… Sahilimi Güneşimi Sonunda o anlamıştı her şeyimi sana sakladığımı Ama sen …ama sen…. Bir tek sen anlamıyorsun” Sezen : aynı duygu yoğunlu çıkmıyor. Dönelim eskiye , finalde düet yaptılar.
Final : “Evet…ağlamadım ağlatamadı beni Sonunda o da anlamıştı. Hazinemi tenimi kokumu Her şeyimi sana sakladığımı ama sen …ama sen… Bir tek sen anlamıyorsuuun… Aç Artık Gözlerini Ne Olursun”
İlteber İlsu’ nun gitar eşliğinde bir çırpıda yaptığı bu şarkı, çok beğenilmişti.
Sezen Göksu : Hemen Aranjörlere haber verin yarın bu kayıtları ve alternatif müziklerini istiyorum. İlsu’ ya dönerek delikanlı yarı yine çalışalım, metin çok uzun oldu, fazlalıkları çıkartıp, daha vurgulu bir güfte istiyorum. – Nerede oturuyorsun . – Anadolu Hisarı Sevda tepesinde. – Tamam, akşam yedide Kanlıca İskele meydanında yardımcılarım seni bekleyecekler.
İlteber İlsu “ Akşam 6.20 vapuru’ la geleceğim, yedi gibi Kanlıca ya varıyor, diyerek oradan ayrıldı. Önce Menajerliğini üstlenen Bebek’teki Taksim Es Edisyon Şirketine bilgi verdi. Hemen Sonra İstanbul 16 Noterliğinde eser tasdiki ni yaparken isim konusunda ikilem de kaldı. Önce “VERMEDİM ONA” diye isim düşünürken karar değiştirdi “SANA SAKLADIM” daha çekici dedi. Etiler de üyesi olduğu MGS Müzik Eserleri sahipleri Gurubuna telif hakları için gitmeyi düşündü, baktı zamanı yetmeyecek vazgeçti. Eminönü 3. No.lu iskeleye geldiği zaman Cihan ve Metin de 18.20 Paşabahçe- Beykoz vapuruna biniyorlardı. Birlikte Vapurun sancak yönü yan açıkta oturdular. Püfür püfür rüzgarı içlerine çekerken, kırık bulut renkli dalgalardan, yolcuların verdiği simit parçacıklarını toplayan martıların sevinç sesleri ruhlarını okşuyordu. Kanlıca ya vardıklarında yarım saatlik yol, sanki bir an gibi kısa geldi. İskele meydanın da çeşmenin yanında ki bankta beklemeye oturdular. Karşı yönden Sercan yeni yaptığı sevgiliyle selam vermeden yanlarından geçti. İlsu’ nun zoruna gitmişti. Sercan eski sevdiğiydi, Holding sahibi babasının paralarını yiyen yalı çapkını bir genç züppe Sercan’ın aklını çelmişti. İsyanı Sercan’nın vefasızlığınaydı. Hep öyle olmuştu, kime değer verirse en büyük vefasızlığı da ondan görüyordu.
İlteber İlsu : Sercan’nın duyacağı şekilde; “Kanlıcalı güzel, pek küçük pek güzel Aşk şarabını içmiş,yanar yanar döner Sevdiğine selam vermeden, geçer gider
Kara gözlü kara sevdalı pür cefalı
Pür edalı, kelamsız Kanlıcalı
Aman Kanlıcalı, selamsız Kanlıcalı
Pek dertli pek kederli Kanlıcalı” diye sesini duyurmaya çalıştı.
Kanlıcalı Sercan bu sözleri, ruhu okşanmış bir iltifat gibi aldı. Saçlarını yellendirerek derin bir bakışla hadi bir daha der gibi cesaret vermesi üzerine,
İlteber İlsu :
“Kanlıcalı güzel, pek küçük pek güzel
Kalbi alev alev yanmış, yanar döner
Bak hele aşkını görmeden, geçer gider
Pür selamsız pür kelamsız kanlıcalı
Pek dertli pek kederli kara sevdalı
Pek küçük pek güzel pür edalı Kanlıcalı
Metin, İlsu sezen hanımın yardımcıları geldi diye
” haber verdi. Birlikte Kanlıca sırtında bulunan Sezen köşküne gittiler. Cihan ve metin Köşkün kamelyasında birer çay içerken, İlteber ve Sezen “Sana sakladım” isimli eserin son metini yeniden gözden geçirdiler ve ardında daha önce hazırlanan, telif sözleşmesini imzaladılar.

Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.