Bir Temmuz akşamında Sevda Tepesi

Bir Temmuz akşamında Sevda Tepesi
Sesin hala kulağımda çınlıyor
Kokun hala yatağımda duruyor
Artık geleceksen gel seveceksen sev
Ah ah bu acı sensizlik beni öldürüyor
Leyla’nın yokluğunda bitmeyen o son gecede ruhumu serinleten rüzgara: Bak diyorum, bak burası Boğaziçi Köprüsü boğazın incisi, Burası Beylerbeyi Sarayı Ulu Hakanın mekanı. Ötesi Kuleli, Masamda düşlerim kazağımda tenin kokusu var bu sahilde. Yukarısı Kandilli, ince belin var hasretin mahşerinde. Leyla’la el ele oturduğumuz bu balkon, Sevda Tepesi arzuların en delicesi Leyla’nın muhteşem fayların iksirinde saklı. Aşağısı aşıklar mekanı Göksu Deresi. Daha daha ötesi Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Tılsımların sesi var yakamozlu gecelerde. Aşağısı Güzelce Hisar adı üstünde. Yanı başı Kanlıca, Nerdeyse güneş batacak mağrebe beş kala, Elimde bir çay bir cigara bekliyorum hala… Kanlıca da o Canan’ı beklemek haz veriyor bana. Şu en tepedeki yer, Yuşa Tepesi peygamber diyarı. Karşısı Rumeli Hisarı, Emirgan, Aşiyan Nefesin kokusu var kuytu köşelerde. Devamı İstinye, Yeniköy Narin tenin var gül yüzlü gecelerde. Ötesi Reis’in köşkü Tarabya. Şurası da Bebek, aşkın delicesi var kızıl düşlerde. İlerisi Ortaköy Arnavutköy derken kulaklarımda Leyla’nın sesi: İlsu aşkım kollarında uyanmayı özledim sesi o kadar hoş geldi ki, dudaklarımda Leyla’nın kızıl ötesi nefesinin kor ateşini
hissettim. Daha derin duymak için göz kapaklarımı kapattığım an dudaklarım da bir
ısırık acısı, bu sadece acı değildi. Heyecan verici bir haz vardı acıyla birlikte. Tuhaf bir duyguyla yanan dudaklarım ıslanmıştı. Parmaklarımla kontrol ettiğimde gördüğüm kırmızı kan, tedirginlik değil mutluluk vermişti. Sanki Leyla varmış gibi kollarımı açtığımda ince belini tenimle bitişik hissettim. Teninin kokusu kazağıma, saçlarının kokusunu kollarıma yanaklarıma duman duman işlenmişti. Andrenalin sarhoşu olmuştum o gece. Dudaklarımda ki bütün bedenimi sarmıştı. O ses içimden mi geliyor rüyalar ülkesinden mi geliyor bilemedim. Ben Anadolu Hisarı Sevda Tepesinde, yankılanan O ses Rumeli Hisarı Aşiyan Tepesinde geliyordu. Sevda Tepesi : Sesin hala kulağımda çınlıyor Aşiyan Tepesi : Sesin hala kulağımda çınlıyooorrrrr Vani Köy : Kokun hala yatağımda duruyor Arnavut Köy : Kokun hala yatağımda duruyooorrrr
Ve yüreğimde bir isyan
Artık geleceksen gel seveceksen sev Ahhh… ah bu acı sensizlik beni öldürüyor
Sesine bütün İstanbul tempo tutuyor.
Gelen sese ıslıkla ritim veriyorum Leyla’dan aldığım nefesle. Aşkın melodisine, Boğazdaki bütün yakamozlar yıldızları kollarına alarak, Raks ediyorlar Hilal’in kıskanç gözlerinde, Arnavut köy – Vani köy sahil şeridinde, dev çınarların dibinde kumrular gibi. Ve bir ses işitiliyor, hasretin vuslata çağrı sesi
Kapına bıraktığım güller soluyor Kapına bıraktığım güller soluyooor
Bir sonbahar misali tenim sararıyor Bir sonbahar misali tenim….sararıyoooorrr

Sen gittin gideli kollarım bom boş

Ahhh… ah bu sensiz hayat beni bitiriyor

Tılsım devam ediyordu, Opera gibi perde perde akıyor du adeta. Hasreti vuslatı senden öğrendim. Sevdiğimi sana şiirlerle söyledim diyordu boğaz ışıklarıyla raks eden su kasidesi.
Omuydu acaba ? Yüreğimin Leyla’ya Vuslat çağrısının haykıran nidası mıydı. Evet hasretin vuslata çağrı sesi, yeniden dirilmişti.
O anıların hala yüreğimde yanıyor O Anıların hala yüreğimde yanıyooorr
O hayalin hala gözlerimde duruyor O hayalin hala gözlerimde duruyoooorrr
Sen gittin gideli kalbim param parça Ah ah bu acı hasret beni kahrediyor.
Nidalarıyla, Balkonda geçen bir temmuz akşamın sabahında;
İlteber İlsu; Alo leylam; Günaydın Leyla Adalı : Alo İlsu, günaydın aşkım. – Nasılsın? – Teşekkür ederim sen – Bak Leylam hasretin bana ne yaptı. – Ne yapmışım? Ben Antalya da iken – Yokluğunun acısından bir Slow yazdım . Ama ne Slow, Acılı Adana hafif gelir. Urfa İsotu gibi bir damar Artık ne olursun şu tatil bitsin artık. – Saten yarın sabah otelden çıkış yapıyoruz . Akşam Üsküdar da oluruz. – Ohh çok sevindim. – Aşkım çok çok öptüm. Sabırsızlanıyorum… kuduruyorum özlediğim o kollara. Hoşuna gitti mi? – Ah siz kadınlar. Tek bir lafla on beş günün acısını unuturursunuz… Sevinmez miyim? Ben de öptüm.
Allah’ıma şükürler olsun. Bu sabah çok rahatım. Leyla da geliyor. Şimdi; Gözlerim sanki sarhoş ötesi Hayallerim önümde diri diri
Önce kahvaltı bitsin diyen İlsu; geceden yarım bıraktığı esere döndü:

Rüzgarları Tual Yapıp Hayallerimi Yükledim Ne Zaman Ölümcül Bir Yalnızlık Yaşarsam Rüzgarların Serinliğinde Seni Buluyorum

Simsiyah bir karanlık Sarmış bütün benliğimi Ruhum desen azapta Umutlarım yıldızlarla birlikte

Tek tek kaybolmakta

Ve sen……

Ve sen…bir hilal kıvamında

Ağır ağır…..

Işıl ışıl içime doğuyorsun

Yüzüm aydınlanıyor

Karanlıklar soluksuz yırtılıyor…..
Gelişin beni o kadar sevindiriyor ki
Gözlerim sanki sarhoş ötesi Hayallerim önümde diri diri
Ah Leylam ; Sana bakarken yutkunamıyorum Ağzımı açsam tılsım bozulacak O ölümcül yalnızlık Yine ruhumu teslim alacak
diye korkuyorum Hislerimi dile getirip
İşte yüzümdeki bu ışık seli O Muhteşem varlığının eseri
Diyemedim “Sensizliğin bana ölümden beter Ne olursun gitme…gitme kal ” …diyemedim
İşte bu titrek….Bu acı gerçek Duygusallığımı esir aldı
Güneşin o kızıl ötesi sancıları Gecenin karanlığını kovalarken Yüzümü aydınlatan ışıltıların kayboldu Önümde duran… o diri diri hayallerim Beni yine ölümcül yalnızlığımla…. Baş başa bıraktı
Sabahın bu en serinliğinde
Sensizliğin acısı uykumu böldü
Melul gözlerle bedenimi dışarı attım
Ve o güzel rüyanın cesaretiyle
Rüzgarları tual yapıp
hayallerimi yükledim
Artık ne zaman, Serin bir rüzgar eserse
Kollarımı açıp Seni kucaklıyorum…

Ve Şunu Bil ki /Ben Esir Sen Esrar (3. Bölüm- ROMAN)

Ve Şunu Bil ki
İşte eserin…İşte inadın
İşte izlerin…ve işte “O Dev” ! Artık Geleceksen Gel
Leyla’nın yokluğunda geceler bitmiyor bitmiyordu. Sabahlar hepten keyfsizdi İlsu için. Enerjisini, ışığını kaybetmişti. Leyla Adalı : Alo İlsu, günaydın aşkım. İlteber İlsu; -Günaydın Leylam. Çok özlemişim ya… – Bende aşkım. – İyi ki bu yeni icat cep telefonları var. Yoksa vay halimize, zaman akmayacak sabahlar hiç gelmeyecekti. – Bence de haklısın İyi ki bu cepler var. – Ne yaptınız? Kim var Yanında ? – Babam, Amerikalı eşi Emily, Babaannem. Ne yapmadık ki ? Kapadokya da Uçan balonlarda başladık, Pamukkale Travertenlerini gezdik. Dün de İzmir, Millet, Efes, Foça ve Bu günde Mavi Tur var. Dönüşte Bodrum var sırada. – Desene, tatilin sonu gelmeyecek. – Yok o kadar uzun değil, iki gün Bodrumdayız. Sonrası babamın Amerikalı eşi Emily bilir. Rotaları o belirliyor. – Bari Eğleniyor musun ? – Hem de nasıl ? Birazdan Mavi yolculuk başlayacak, denizde telefonlar çekmez, ulaşamasan merek etme dedim. – Ne yani özlemedin mi? – Özledim çok çok özledim. – Ha şöyle itiraf et. En çok neyimi özledin? – Haydi duymak istediğim o sihirli kelimeyi söyle – Çok mu mutlu olacaksın? – Evet evet … Senin ağzından duymak çok iyi geliyor. – Haydi söylüyorum – Orada kimse yoksa bağırarak söyle, kulaklarım bayram etsin. – Tamam söylüyorum. Kollarında uyanmayı çok özledim. – Bende bende – Haydi yat demir alıyor. Ben gider. – Çok öpüyorum. – Bende öpüyorum dönüşte aramayı unutma.
Burak Kurtoğlu’ nun menajeri sürekli arıyordu. Menajer İrfan Bey : Aman İlsu bey, Takvim sıkışık. Planlamamız aman gecikmesin, yoksa her şey alt üst olur. – Tamam irfan bey yarın hazır şirkette alırsınız. Akşam 5 ten sonra olsun. – Hay hay Müziğini aranjörlerle birlikte mi hazırlayacaksınız. Hayır ben notalara karışmam, problem olursa tekrar gözden geçiririz. İlsu’nun artık zamanla yarışı vardı. Leyla’dan aldığı pozitif enerji sayesinde, yarım kalan çalışmalara yoğunlaştı.
İlteber İlsu; – Ah şimdi Leyla olsaydı iki saate bitirmiştim. Nafile iş beni bekler. Diyerek masaya oturdu. Notlarını karıştırırken, Zeynep Sultan’a yazdığı bir mektup dikkatin çekti.
“Dün rüyamda gördüm; Hızlı hızlı bana koşuyordun Tam elini uzatmış, elimden tutacak “Bak yine sana geldim” diyecektin ki !….. Telefonun zıır zır sesiyle uyandım Ve artık sen yoktun yanında Nasıl da kızdım Nasıl da dellendim… Anlatamam.
Artık ; O telefonun katili olmaz mıyım ? O telefonu vurmaz mıyım ? Bir o duvara bir bu duvara Hem delicesine, hem de katilcesine Evet…Öyle bir vurdum ki,, Sayamadım kim bilir kaç def.
Ve….karar verdim. Sen yine gelmeden, Telefonum olmayacak Sana yine kavuşmadan, Hiçbir şey normal olmayacak Ve hiçbir şey, rüyalarımı yıkmayacak Ve hiçbir şey, uykularımı bölmeyecek Bir tek senden başka !..
Ama şunu bil ki… Sen yine gelirsen şimdi Hayatımın merkezi sen olacaksın Her şey seninle başlayacak Her şey seninle bitecek Sensiz hiçbir nefesim olmayacak
İşte eserin karşında….yaptığını gör !… Artık yeter !… Artık el insaf !.. Artık,….bırak şu inadı… Beni rüyalara mahkum etme !… Beni elimden ayağımdan etme!…. Gecelerim gibi gündüzümü karartma Uykularım gibi rüyalarımı karartma Ne olursun yollara atma….” Hayallerimi karatma Yazıktır… Günahtır… O Devi yalvartma Geleceksen gel gayri….. Gel bitsin bu işkence Gel bitsin bu soğuklar, bitsin bu dargınlıklar
Ve… şunu bil ki…. Sen gelmesen…! Artık yıldızlar da olmayacak Yine her şey hüsran… Yine her şey hicran olacak
İlteber İlsu: Ah Zeynep yine imdadıma yetiştin. Yine senin için gördüğüm rüya şarkı olacak dillerde. Yani söz vermiştim senin için beş değil beş yüz tane şarkı yazacağım diye. Sen gülmüştün. Ama yolun yarısını çoktan geçtim. Düğün paketini sadece bir eksik şarkıyla hazırlayacağım. O son beş yüzüncü şarkıyı sen tamamlayacaksın. Hiç şüphem yok. Ama sen!. Ne yaptın. Ee milyar dolarlık Arap ne de olsa. Dedikten sonra yazmaya başladı.
Ne Olursun Yalvartma
Sevdim sevdim sevdiğimi söyledim Günlerce bekledim haber alamadım Bu kaçışın neden sana soramadım Ne olursun yalvartma kalbimi ağlatma
N “Başına bela olmam sakın korkma Bu kaçışın neden onu söyle bana Ne olursun ne olursun yalvartma Yollara atma rüyalarımı karartma
B “Belki biri vardır hayatında Belki biri bağlanmıştır kaşına Ama yoksa ne olursun yalvartma Uykularım gibi rüyalarımı karartma
Evet İlsu bitirmişti bu eseri. Ama duygu yoğunluğu o kadar artmıştı ki, Zeynep Sultan’a şarkılar da bile olsa söylemek istediği mesajlar vardı. Başka türlü ulaşamıyordu. O vicdansız Cidde şehrine. Aksi halde Zeynep’e zarar verirdi. Şeriat hükümlerine göre bedeli ağır olurdu. Aramak sormak yerine şarkılar üzerinde mesajını veriyordu. Zeynep bilirdi o eserin kendine yazıldığını
“Azıcık bir şey hissediyorsan Azıcık bir değer veriyorsan Ne olursun ne olursun yalvartma Gecem gibi gündüzümü karartma
V. “Başına bela olmam sakın korkma Bu kaçışın neden neden anlat bana Uykularım gibi rüyalarımı karartma Ne olursun ne olursun yalvartma”
Sevdim sevdim sevdiğimi söyledim Sen hep kaçtın habersiz sensiz kaldım Bu kaçışın neden sana soramadım Ne olursun yalvartma kalbimi ağlatma Ne olursun Yollara atma hayatımı karartma
Şeklinde esere ilaveler yaptı. Zeynep için.
Evet yine yine Zeynep Sultan hatırlatmıştı kendini. Şimdi sıradaki şarkı gelsin diyerek masadan kalkmadan diğer şarkıya geçecekti. Söz vermişti yarın teslim edeceğim diye.. Yine Zeynep için yazdığı “ Ve şunu bil ki” sözleri üzerinden, halk içinde Damar tabir edilen arabesk bir şarkıdan sonra, Anadolu Rock düşünüyordu.

“Bedenler Heyecan Dolacak”

A-“Sen gelirsen eğer, güneş doğacak Her yer bayram, her yer karnaval olacak Sen gidersen eğer, kıyamet kopacak Her yer hüsran, her yer hicran olacak
N “O dudaklar severse beni eğer Kalpler uçacak, bedenler heyecan dolacak O gözler isterse o dudaklar severse eğer Günler sıcak, geceler daha sıcak olacak Kırmızılar doyacak pembeler kızaracak
B “Gelirsen şimdi sen, içim ısınacak Her şey sıcak, her yer ateş olacak Gidersen şimdi sen, hüsranım olacak Her şey donacak, her yer buz olacak
C “Dönersen şimdi sen yeniden kalbime Kırmızılar doyacak, pembeler kızaracak Dönersen şimdi sen yeniden yüreğime Gündüzler seyran geceler heyecan dolacak
N “O dudaklar severse beni eğer Kalpler uçacak, bedenler heyecan dolacak O gözler isterse o dudaklar severse eğer Günler sıcak, geceler daha sıcak olacak Kırmızılar doyacak pembeler kızaracak
V “İnan gittiğin gün benim kıyametimdir Köprüler yıkılacak, kabirler açılacak Başkasının olduğun an benim ölümümdür İnan bedenim donacak, kalbim duracak”
İlteber İlsu varan iki dedi. İki şarkı bir saat sürdüyse hız kesmeyelim. Haydi bu gün Zeynep’ in günü dedi ve başladı yazma ya :
Ama Şunu Bil ki;
A “Sevgiyi nefreti senden öğrendi
Şu fani dünyada bir seni seçtim
Sen beklemedin beklemedin gittin
Başkasıyla aşkın en güzelini yaşa
Ama şunu bil ki; seviyorum seni hala
N Hasreti vuslatı senden öğrendim
Sevdiğimi sana şiirlerle söyledim
Beni sen istemedin sen istemedin
Başkasıyla aşkın en güzelini yaşa
Ama şunu bil ki; seviyorum seni
V. “Bana dönmeyeceksen bir daha Başkasıyla aşkın en güzelini yaşa
Ama şunu bil ki; seviyorum seni hala
B “ Sevilmeden sevmenin ne olduğun
Beklenmeden beklemenin ne olduğunu
Bana sen öğrettin bana sen öğrettin
Bak yine dönmeyeceksen bir daha
Beni aklına getirmeden yaşa
Ama şunu bil ki; bekleyeceğim seni hala”
V. “Bana dönmeyeceksen bir daha Başkasıyla aşkın en güzelini yaşa
Ama şunu bil ki; bekliyorum seni hala
İlteber İlsu : Nihayet üçte bitti. Teşekkürler Zeynep. Haydi hız kesmeden devam dediği sırada sipariş ettiği pizzalar geldi. Soğutmaya gelmez, tadı kaçmadan biraz da mideye çalışalım.
Masasını yemek için toplamaya çalışırken, Zeynep’e yazdığı bir başka mektup, beni mi arıyordun der gibi, fırlattı kendini yere. Yerden alırken yüreği burktu, Zeynep’e katil diye hitap ettiği mektup işte buydu. Durgunlaştı, iştahı kaçtı. Sonuna kadar okumaya devam etti.
Ey katil !… Benden diken bekleme Kurşun da bekleme Izdırab da bekleme Sana sadece aşkın tazeliğini gönderiyorum. ……………
Seni katil….seni kalbimin katili Demişsin ki Ben onu beklerken
….O gülden güle kondu!… Hayır …hayır…bin defa hayır Hiçbir güle konmadım Hiçbir çiçekten bal almadım Kilitli kalbimi hiçbir gonca açmadı Raks Çiçeğinden başka….. O Raks Çiçeği ki… O Ruhumun gıdasıdır O bütün güllerden değerlidir O bütün çiçeklerden güzeldir Ve O Dev için, O özeldir Bak soruyorum sana Ruhsuz insan olabilir mi ? Gıdasız insan olabilir mi ? İşte bunun için Beni arı gibi düşündüğün için Kalbim kırık sana … Hatta yazıktır o muhteşem şanına Nedense bir türlü anlamadın beni Hatta ruhların aşkını da anlamadın Bak bu son anlatışım İyi dinle
Arzular ne kadar güçlüyse bedenler daha güçlüdür Gözler ne kadar güçlüyse kalpler daha güçlüdür Ve Beyinler kalplerden, Ruhlarda beyinlerden güçlüdür Hem de bir defa,bin defa değil, Milyon kere milyon defa……. Zira Ruhlar aşkı ölümsüz… Sınırsız ve bedensiz yaşarlar Orada aşkın büyüklüğünü Sevginin gücünü anlattım Yine anlamadın… Yine anlamadın bu delice sevgiyi Yine anlamayacaksan beni, Varsın olsun unutur giderim…. Ama tılsımlar tutarsız diyorsan, doğrudur O negatifler O çirkin sözler intikam uğruna Benim gibi sen de göz yaşı dök diye, Sen de üzül diye…
Unutma!… Sevmeyi de … Sevdirmeyi de hatta ağlatmayı da Senden öğrendim. Ancak şundan da emin ol ki…. Gidersen göz yaşı dökerim Kalırsan bütün dünya benim olur
Bir de çok sevdiğim Binlerce defa tekrar tekrar içime çektiğim Bir sözün var. Hani!… bir zaman demiştin ya… “Sana aşkın tazeliğini savuruyorum” Bu güzel sözden sonra, Benden diken bekleme Kurşun da bekleme, Izdırap da bekleme Sana yine… sana ait bu güzel sözü gönderiyorum Aşkın Tazeliği’ni….
İlteber İlsu : Ah Zeynep sen niye gittin ya…Niye niye bu kadar sevgiden sonra bu keder. Tamam sana katil dediysem, yanlış mı yaptım..? Kalbimin katili değil misin.? Para için ihtişam için kalp satılır mı? Ya satılan kalp intikam almaz mı? İşte onun için o negatif tılsımlar…. O çirkinleşen büyülü şarkılar. Bak itiraf ediyorum hepsi de senin büyülü kalemin eseri. O, hep göğsünde taşıdığın çiçekli kalem yazdı… Bütün bunları. Suçta onun günahta sevapta onun.
Geçen ay final sınavlarımız vardı. Gözler hep seni arıyordu. En iyi ders notlarını sen tutardın. Senin tahmin ettiğin sorular çıkardı. Hep o sorular sayesinde iyi notlar alırdık. İşte o zaman Selma’dan dinledim, sen anlatmışsın ona. O zengin Arap Pazartesi İlk eşine, Salı ikinci eşine, Çarşamba üçüncü eşine, perşembe de sana geliyormuş. Merak ediyorum gelmişken haydi pazara kadar kalayım mı diyor? Yoksa diğer günlerde tatil mi yapıyor. Diğer ihtimal yerini sağlamlaştırmak için, pazara kadar bütün tazeliğini, isteğinle mi ona servis ediyorsun? Dedi ve sinirlendi.. O sinirle önünde duran soğuk pizzaları o kadar iştahlı yediğine kendisi de şaşırdı. Ve işte o isyankar… Ve işte o tövbekar… Ve hemen sonra ellerim kırılsaydı da yazmasaydım dediği… O pişmanlık şarkısı geliyor.
“Seni tanıdığım yere lanetim var
Seni sevdiğim güne isyanım var
Bitirdin bitirdin tükettin beni
Bir daha sevmek mi tövbeler olsun”
N “Gittin gideli hayatım karardı
Dizlerim kilitli gücüm kalmadı
Bitirdin bitirdin tükettin beni
Bir daha sevmek mi tövbeler olsun
-“Seversem bir daha gözüm çıksın
Ararsam bir daha ellerim kırılsın
Bitirdin bitirdin ükettin beni
Bir daha sevmek mi tövbeler olsun
B-“Kırdın kalbimi bağladın yüreğimi
Tövbekar ettin kilitledin sevgimi
Bitirdin bitirdin tükettin beni
Bir daha sevmek mi tövbeler olsun
C-“Seni tanıdığım yere lanetim var
Seni sevdiğim güne, isyanım var
Bitirdin bitirdin tükettin beni
Bir daha sevmek mi tövbeler olsun”
İlteber İlsu : – Ah Zeynep, yine ne yaptın ya!.. Yine kimyamı bozdun, Yine tarumar ettin yüreğimi, Yine tarumar ettin aklımı… bedenimi… her şeyimi
Evet evet kimse görmeden yırtmalıyım. Yetmez üstüne sifonu da çekmeliyim. Gitmesi gereken yer orası dedi ve o şarkının yazıldığı paçavrayı sekize böldü.
Ardından o pişmanlık duygusuyla hemen yeni bir esere başladı.
“Akıntıya bırakma beni ne olur
Duygularım kalbinde sarhoş olur
Bak denizler sustu med cezir sustu
Bir daha gel gözlerime gel ne olur”
“Hani demiştin ya diz çöküyorum
Ne olur kurtar beni af diliyorum
Ben uzatmıştım sana ellerimi
Şimdi sıra sende affet ne olur”
“ Gel kırmızı güller kıskansın bizi
Gökteki güneş kucaklasın bizi
Bak yıldızlar sustu şarılar sustu
Bir daha gel gözlerime gel ne olur”
“Son aşklar da dolaşalım gel yeniden
Şarkılar da yaşayalım en derinden
O yanık serviler kıskansın bizi
Gül yüzlü yar bekliyor gel ne olur”
İlteber İlsu : Akışlar güzel ama nakarat tempoya uymadı ,müziğe uygun yeniden uyarlamalıyım diyerek nakaratı değiştirdi.
“Hani bir zaman,demiştin ya
“İşte diz çöküyorum af diliyorum”
Ben uzatmıştım sana ellerimi
Şimdi sıra sende affet ne olur”
İlteber İlsu : – Oh be nihayet oldu. Sinirimde gitti. Afet Zeynep’ im sen gittin gideli ben böyleyim. Bir öyle bir böyle, bir ters bir düz dengemi sağlayamıyorum. Ya tepkisiz ya aşırı tepkili!… Sayende 46 dan 57’e terfi ettim. Sevineceksen hayır hayır sevinme Kursağında kalır!.. demedi deme. Biliyor musun? Çok sevdiğin, şarkılarını ilk ona verdiğin Sezen Göksu ablan bana bir ilaç verdi. Çok çok iyi geldi. O ilaç sayesinde bütün dertleri Bütün kederleri geride bıraktım. Kuş kadar hafifim, keyfim çakır. Hatta seni bile unutsam şaşırma. Oo akşam olmuş, yarına yetiştireceğim son bir eser kaldı. O bitsin hemen geliyorum dertleşmeye. Bakarsın dedikodu da yaparız. Nasıl olsa ben yalnızım. Çayım da var çekirdeğim de var. Şimdi balkona çıkıyorum, yakamozlara karşı yıldızlar birlikte bu son eseri yazacağız. Ben soracağım sen değil, yıldızlar cevap verecek
“Yıldızlara şarkılara sor beni
Mehtaplara yakamozlara sor beni
O yıldız benim O şarkı sensin
Yakala beni yaşa beni bırakma sakın
Haydi haydi yakala yakala beni
O şiir benim O şarkı sensin
O mehtap benim O yıldız sensin
Yakala beni yaşa beni bırakma sakın
Kırmızı akşamlarda ara beni
Leylak gecelerde ara beni
O kırmızı benim o leylak sensin
Yakala beni yaşa beni bırakma sakın
Haydi haydi haydi yakala beni
Uzat uzat uzat O ellerini
O şiir benim O şarkı sensin
O mehtap benim O yıldız sensin
Yakala beni yaşa beni bırakma sakın
Şiirler de şarkılar da kokla beni
Gözlerinde kalbinde sakla beni
O şiir benim O şarkı sensin
Yakala beni yaşa beni bırakma sakın”
İlteber İlsu : Evet Zeynep Sultanım, yıldızlar fısıldadı ulağıma. Doğru Şık :Leyla dediler Evet son kararım. Ben de Leyla diyorum. Hatta Sezen hanım, bana bir ilaç verdi. Çok çok iyi geldi demiştim ya. Haydi fazla meraklanma. Biliyorum üzüntü sana iyi gelmez. Onun için bekletmeyeceğim. İşte o ilacın adı : Leyla Ben ona Leylam diyorum. Hatta ona bir isim daha verdim Ona Türikhş Lokum diyorum. Kızma ama senden sonra “Delicem” ismini ona da verdim. Ona sen den daha çok yakışıyor. Evet tahmin ettiğin Ona da Muhteşem diyorum. Ama bir farkla 2.Muhteşem diyorum. Anlayacağın senin Tahtın devrildi, Evet senin tahtın yıkıldı Sultanım. Sakın neden niçin deme!.. Cevabın biri sen de saklı . Hemen yanı başında Cidde de. İçinde yaşadığın sarayda Bir diğer cevabı; burada İstanbul’da İstanbul kadar güzel Leyla’da Sen de doyamadığım bütün tatlara… Bütün lezzetlere onda doydum. Sen de tadamadığım bütün heyecanları Leyla’da buldum. Seninle çıkamadığım mutluluk dağlarının doruğuna onun çıktım. Hem de her gece. Kısaca bize her gece bayram. Bize her sabah seyran. Biz böyle iyiyiz ya. Sen orada kal. Bakarsın bizim ihtiyar günlerini ikiye çıkartır. Perşembeden sonra cuma ya da cumartesi. Morukla hafta iki gün fena değilmiş dermişim. Tamam tamam kızma. Afet ama merak ediyorum. Sen den önce üç gün üç farklı kadın. Sana kadar yorgun mu geliyor, Sen den mi ilk kadına yorgun gidiyor. Yani hiç mi hiç yorgun gönderdin kavgası çıkmıyor. Tamam konuyu kapattım. Bazen böyle saçmalık geliyor işte. O da senin bize eserin. Diye Zeynep Sultan’la dertleşti.

İlteber İlsu : Zeynep Sultan sayende, Burak Kurtoğlu’nun siparişini tamamladım. Unutmadan, haberin olsun senin içinde olduğun şarkı sayısı üç yüz oldu. Muhteşem Opera serisi için, sadece iki yüz eser kaldı. Rakibin Leyla mı? Evet ciddi rakip daha yolun başındayız. Onun için yaptığım şarkıları mı merek ettin? Korkma açık farkla öndesin. On gün beraber olduk. Sadece on tanecik yazdım. Müzikal serinin adını merak ediyorsan, hemen söyleyeyim. Gümüş Opera Haydi hava soğudu sevgili. Ben içeri kaçıyorum. Sen Cidde semalarında yıldızlarla dertleşmeye devam et.pş

O  K İ M D İ  

O  K İ M D İ              

Çağlayanlar susar, Bu gönül susmaz.                                                                                                                    Denizler susar, Bu gözler susmaz…                                                                                                                            diyen  kimdi… Kimdi, O kimdi.                                                                                                                                Söyle Can söyle şimdi…  O kimdi                                                                                                                                                                                                                                                  O Kalbimi öldüren… O Canımı yakan… O kimdi

 

Beş kafadar Türkolog, Güneş en tepedeyken, Eminönü’ de  4.No lu iskelede bulunan Boğaziçi yolcu vapuruna bindiler. Vapurun kalkış saatine 30 dakika vardı. Fakültede ki  3.cü yılı devirmenin hazını yaşıyorlardı.  İlteber İlsu  gibi, Unkapanı, Sirkeci ve Taksim üçgeninde Müzik ve Edebiyat  sektöründe kısa zamanda isim yapma sevdası, kafalarının içinde adeta bir burgulu  baskı gibiydi. Çevredeki Turistik büfelerden sürekli, Yüksek sesle “Kim bilir bu gidişin dönüşü olacak mı ? Ah nasıl yollarına bakacağım Kim bilir ? Ufkumda güneş bu sabah doğacak mı Kim bilir” çalınıyordu.                                                                               Selim :                                                                                                            Kaset demek ki yeni çıktı. Yeni çıkan kasetlerin. A yüzündeki ilk eserler her zaman  iskele büfelerinde yoğun olarak çalına çalına dinleyicinin kafasında algı oluşturur. Şarkı da kısa zaman da meşhur olur.                                                                                                                                       Ekrem :                                                                                                                         Esere eşlik ettikten sonra “Ah bizim şarkılarımız  ne zaman buralarda çalınacak”  İlteber İlsu, Kibariye’nin sesinden bu eseri dinledikten sonra, uzun zamandır yarım kalan             “O Yalancı”  isimli eserinin sözlerini değiştirerek;

 “Kimdi, O kimdi…                                                                                                                                             Söyle Can söyle şimdi…  O kimdi,                                                                                                         O kalbimi öldüren… O canımı yakan…                                                                              O katil …O yalancı kimdi …            Söyle Can söyle şimdi  O kimdi…”

 gitar eşliğinde söylenmeye başladı. 65 no lu Sarayburnu Vapurunun baş üstü diye tabir edilen, üst kat burun terasında Cihan ve Metin’ de İlsu’ya  eşlik ediyorlardı. Onlar bu sıfır kilometre eseri icra ederken yolcuların bir bölümü tempolu bir şekilde sözlere sanki bir düet  gibi ,

 A1 “Yıldızlar söner, Bu kalpler sönmez.                         Şarkılar biter, Bu sevda bitmez                                                            ….diyen kimdi…  Kimdi, o kimdi

Söyle can söyle şimdi…                                                 O kimdi Sinemdeki canda sen varsın…  Damarımdaki kanda sen varsın…                         diyen kimdi                                                                      öyle Can söyle şimdi..,                                            O Katil …O yalancı kimdi … O kimdi…”               eşlik etmeye başlamışlardı

Cihan aşka gelmiş, ayağa kalkarak ;

N1″Çağlayanlar susar, Bu gönül susmaz.  Denizler susar, Bu gözler susmaz…                      diyen  kimdi… Kimdi, o kimdi.                                Söyle Can söyle şimdi…  o kimdi                                         O Kalbimi öldüren  O Canımı yakan O kimdi

Her an gözümde sen varsın…                            Başımdaki yastık da sen varsın…                         diyen kimdi… O kimdi                                             Söyle Can söyle şimdi…                                                  O yalancı kimdi …Kimdi O kimdi…”

        İlteber İlsu :    Slow & Fantazi  şeklinde  söylediği şarkyı Anadolu Rock tarzında , daha gür ve daha hızlı bir şekilde,

B1“Kıyametler kopar, Bu canlar kopmaz   Ömür biter, Bu aşk.. bu tılsım bitmez ….           diyen kimdi… o kimdi…

Kimdi, Söyle Can söyle şimdi …o kimdi                                            Her an hayalimde sen varsın…                                  Her gece yastığımda…                                                  Her gece rüyamda sen varsın…                                  diyen kimdi… O kimdi,                                     Söyle Can söyle şimdi… O yalancı O Katil kimdi….”

      Bu hızlı, yüksek wolumlu tarz  daha çok heyecanlandırmıştı. Yolucuların çoğu bu bedava konsere ya eşlik ya da tebessüm ediyordu. Şimdi sesler daha gür çıkıyor arada bir martıların kanat çırpması alkış gibi geliyordu. Beşli grup birlikte,

N2“Çağlayanlar susar, Bu gönül susmaz.. Denizler susar, Bu gözler susmaz…                      diyen kimdi    …O  kimdi                                    Kimdi, Söyle Can söyle şimdi…  O kimdi                     O Kalbimi öldüren….O  Canımı yakan…                     O  katil kimdi.

Söyle Can söyle şimdi…  O Katil … O yalancı kimdi”                                                                          Uzun bir alkıştan sonra  İlteber İlsu  Tempoyu

düşürdü, belli ki aklında daha farklı bir yorum vardı, sözleri değiştirerek;

 C1“Canımsın Gül Yüzlüm, canımda can.    Kara sevdamsın Gece Gözlüm,                         Kanımda kan…diyen kimdi                                  Kimdi, Söyle can söyle şimdi o kimdi….   

Bağrımdaki kalp seni haykırıyor                      Dilimdeki şarkı seni anlatıyor…                               diyen kimdi       o kimdi…                                                                Söyle Can söyle şimdi… O yalancı kimdi….”

Gitarı bırakarak daha kısık bir yorumla,

“Söyle Can … O katil.. o yalancı kimdi.. O beni yakan… O  DEV’ İ yıkan kimdi”

Ekrem :                                                                  Beyler vapur iskeleye yanaştı,  ancak ineriz dedi. Hızlıca kömürlü ahşap  vapurdan İndiler. Önce Anadolu Hisarında Hünkar Namazgahına, oradan Otağtepe’ ye geçtiler.

 

                              Bir İstanbul Tokatı

 

“İnsanların nefsi mi ?                                         Dünyanın çarkı mı ? Şimdi dansöz                              Ne olursun affet beni, Ey Aziz İstanbul”    

               Kamareyn kim bilir bu kaçıncı defa temaşaya hazırlanıyor, İstanbul Boğazının en yaman güzelliğinde. İkindi yükünü almış  mağrebe  on var. Güneş son kızıl ışıklarıyla veda ya hazır. Güzelce Hisar İlteber İlsu’ nun ayaklarının altında, Hilal sabırsız hızla yükselişte. Tam elini uzatıp, Rümeli Hisarı surlarında yükselen hilali çemberinden tutacaktı ki;  Boğazın serin sularından yükselen meltem ruhunu gıdıkladı… Derin bir nefesle o serinliği ciğerlerine pompaladı, her hafta yaptığı gibi. Bu mekan ona ilaç gibiydi, Telli Baba’dan; Yuşa  Peygamber Tepesinden  ta… Ayasofya ya kadar uzanan manzaraya hakim olan bu mekandan şifa buluyordu. Ulvi olduğu kadar kutsi olan bu mekanda   Sultan ikinci Mehmet Fetih Otağını kurmuştu. Burada yapmıştı Rümeli Hisarı planlarını. Sultan Yıldırım Bayezid burada inşa etmişti Güzelce Hisarı. İstanbul rüyasının  mabediydi burası. Göksu Deresi aşıklarının cilveleştiği aşk yuvasıydı burası. Onlarca Padişahın yazlık ikametgahı Küçük Su Kasrı’na tepeden bakıyordu burası.                                                    Ez cümle Paşam bu mekan için diyor ki;

Otağ-ı tepe mehtabında raks ider

Kah güller kah bülbüller Paşam

 

 Kamereyn  dahi aşk u raks ider

Seyrana gelur her an üstad-ı Paşam

   İstanbul aşığı İlteber’in yanın da ki  dört arkadaşı Türk Dili ve Edebiyatı Filolojisinden. Son final sınavı “İlleri Osmanlıca” dersinde birlikte çalıştıkları metin çıkmıştı. Onun şerefine keyifleri çakırdı.Üstelik yolda yarım kalan şarkının güftesi ve tınıları üzerinde bayağı egzersiz yapmışlardı.

             İlteber İlsu çektiği nargilenin dumanını üflerken, gözü bir anda en az 1453 ten beri, belki 6. Yüzyıl boyunca şekil değiştirmeden varlığını koruyan çam ağacına dikildi. Üzerin de  süvarisiyle şaha kalkmış at figürü şeklinde ki ağaç onu çok sarsmıştı. Kulaklarında adeta şaha kalmış atın kişneme sesi çınladı. Yüzü düştü gerildi. İstanbul’un bir yanda şu aşikar Cemali diğer yanda Celali insanları ve en beteri Zeynep gibi aşka celalleşen yalancı gözler… yalancı sözler beynini kemirdi, sarhoş ötesi bir sersemlikle,      Farkına varmadan

         “ Eré vollaa… Harrıııık!..  Hey  gidi hey!… Peygamber iltifatına nail olmuş Sultan II. Mehmed.  Bu haliyle, bu ahvaliyle, bu ahaliyle, bu çirkefiyle, bu dansöz İstanbul’u görsen, fethetmezdin!..  Sen de istemezdin, İstanbul Hakanlığını ve dahi  Cihan hükümdarlığını.”                             Sağında oturan Ekrem, İlteber İlsu’ya dönerek.    Bu ne ahtır ya. Ne istiyorsun koca sultandan. Yakamozlar çarptı mı ? Solunda oturan Metin ve Cihan gülüştüler.

    İlteber İlsu alaylı tavrını daha da zorlayarak;                                                       “Peh peh…ama ne İstanbulmuş !                             Taşı altınmışş… toprağı altınmış!..

Ha haa haaa!..  yalandan kim ölmüş…? Altındaki şüheda üstündeki minare olmasa;                                                   Kim takar ki… Ortadaki İstanbul’u….!                  Bir de Boğaziçi ve gonca güzeller                           İşte olay bu…                                                            Tılsım da bu…                                                   Şarkı da bu… hatta sakız da bu. ”                            Metin  araya girdi,                                                   Nedir ?  İstanbul’la alıp veremediğin                          Ekrem:                                                                Ben biliyorum onun derdi insanların vefasızlığı, acımazsızlığı                                                             İlteber İlsu :                                                              Aslanım metin;                                                             “Burada herkes;                                                            Ya uyur gezer…                                                               Ya uyutur gezer…                                                             Ya da uyuzz  gezer.                                                  Kimisi güzellikten                                                     Kimisi tat ve lezzetten                                 Kimisi yediği naneden                                              Kimisi yediği tokattan                                              Kimisi kırdığı fındıklardan                                    Kimisi de delik şalvardan                                            Ama çoğunlukla….                                                 Hayal kırıklığından.                                                       Anla artık burada;                                                       Hayat kırık,                                                                       Gönül kırık,                                                         Testi kırık hatta aşklar bile kırık.                             Ahh.. ah  bir de;                                                                                   

 Cep delik,                                                                       Şal delik  ve                                                                     Ruh delik ise : Vay vay haline,                                    Vah olsun vahlar olsun.                                     Allah’tan bütün yollar, köprülere çıkar..               Neyse ya …! değer mi üzülmeye ?                            Nasıl olsa tepesine çıkacağın bir köprü vardır”

 İlteber İlsu’nun kankisi Cihan bu sefer araya girdi. Aaa.  niye ki, köprülerin tepesine neden çıkalım.

  İlteber İlsu:                                                                      Atlamak için;

 “Kuzum !..                                                  Burası atlamanın baş kenti!..                                 Kimisi başkadan başkana atlar                               Kimisi züğürtten, trilyona                                    Kimisi arıdan arıya atlar                                      Kimisi piliçten pilice.                                  Kimisi cefadan sefaya atlar                            Kimisi tam tersini yapar                                       Kimisi de Neşeden Kemale atlar                             Kimisi de, selamdan selamsıza…                           Velhasıl Kelam !..                                                      Her kes atlar                                                                 Bip yerlerden Vip yerlere                                              Veya Fıs yerlerden,  Fışş yerlere                           Bazen de Bii yerlerden bir yerlere                             Bu da olmasa köprülerden köprülere Atlamasını bilmeyen….                                           Kendi mezarını kendi kazar”

Metin :                                                                            Heé vallahi, yalan mı ? İlsu Miroğlu doğru söylüyor                                                                         Cihan  :                                                                        Doğrusu Pes mi desem ? Ya da Peh.. Pehh mi ..desem ?   Bilmem ki hangisi Yes dedi.

Ekrem :                                                                           Yok yok Bes diyecektiniz. Bu ne ah, bu ne figandır. Koca Sultanın bu işte  ne günahı olabilir ki.Şaştım artık!. Ne desem ?

İlteber İlsu :                                                                “Hey  gidi Sultan II. Mehmed ?                                Söyle şimdi; Bu ne talihsiz futtuhat!..?                  Bu ne acı hakikat, bu ne vahşi gerçek ?                 Bu ne dansöz İstanbul…?.                                              Bu ne çivisi çıkmış, bir ab-ı hayat…?                      Bu ne  zalim…..Bu ne katil Felsefe  ?                           Al sana!… Sapına kadar,                                           Taşı -Toprağı altın İstanbul…                               Varsın hepsi senin olsun                                         Bozdur bozdur harca!..                                              Bu vahşi hesabı da vermek istemem…                        Bu acımasız bedeli de ödemek istemem.           Varsın hepsi senin olsun, yerinde olmak istemem” dedi

Cihan :                                                                              Mirbey yine  İndirdin  “Bir İstanbul Tokatı.”        Ama söylediklerin “Yakamozların raksından mı? Kamareynin  şatafatından mı ? ya da                                     Dolunay çarpmasından mı ?  bu sarhoşluğun”.                             Ekrem :                                                                          “Yok yok yıldızların büyüsünden dir ?.  Ah o Süreyya yok mu ?  Süreyya’nın Ultra Adrenalin Işınları,  gece melteminin  müziği eşliğinde, boğazın serin sularıyla dans eder,  üstüne dolunayın ışıltısı  yakamoz kimliğinde mezeye dönüşür, işte sarhoşluk emri bu Sürreya denilen yıldız kümesinden gelir. Onun da mekanı işte burası.                                                                           Metin daha fazla beklemedi,                                                          “Sen de biliyorsun bu şehri İstanbul da;              Güneşin doğuşuyla kılıçlar çekilir o anda Mağreb’in bitişi, umutların bitişi değildir                                           Mücadele  zamansız, mekansız bir hayattır burada. Ayakta durmaktan başka şansın yok                                                                                 İstersen bir tökezle de gör, anya yı konya yı”                                       Sözleriyle  İlteber İlsu’ya ilk desteği o verdi.                Kısa zaman da suçlu bulunmuştu. İlsu dertliydi. Aşkın sersemliği miydi? İnsanların dönekliği miydi? Ama belli ki;  sorun coğrafi değil, insan kaynaklıydı.

  İlteber İlsu  :  Cihana dönerek,                                “Ya.. Öyleyse git, hemen şuracıkta,                  Küçüksu ya da  Göksu’ya,                                       bak burada boğulmak yoktur…                                 İnsan hacetiyle dolu, boğulacak yer bulamazsın”                                                                    birlikte gülüştüler. Ardından

–  İlteber İlsu:                                                                 “En iyisi mi, boğuldun mu büyük denizde boğulacaksın.                                                           Sen de aşkın da büyük olacak,                                      Sen Büyükdere ye git                                                       Bu da olmasa, Riva, Şile                                        Kilyos ya da Sulu kule                                           Etiler Unkapanı Avcılar… garanti götürür”

Metin :                                                                                  Fazla abartı olmadı mı Mirbey ?                  Anladım hiciv sanatında hepimizden daha iyisin. Ama güzellikleri de az değil.

 “ Sarı yeşil mavi aşklar yaşanır burada,  Doymak mı istiyorsun,..                                      İstanbul un güzelliğine                                          Haydi büyük çamlıca tepesine,                           Orada göz banyosu yapmadan,                                Sakın İstanbul u biliyorum deme,                             ayıp olur                                                                    Boğaz içi, Topkapı Sultanahmet,                      Beyazıd ı görmeden                                                İstanbul dan ayrılma,                                              günah olur.                                                             Adaları birer birer yaşamadan,                       İstanbul’u tanıdım deme, yazık olur.                                                   Havasın dan bir de kızın dan kazık yemeden,                                                  Sakın ha İstanbul kelimesini ağzına alma     yalan olur                                                                     Gece üçten önce sakın yatma,                              dünya dar olur                                                         Depremde gafil avlanırsın demedi deme”

Ekrem:                                                                              “ Ne… Uyku mu dedin,                                                       O da ne ya, bilen var mı ?                                     İstanbul da uyku haramdır,                            hatta ayıptır,                                                           Sonra ayakta uyumak varken!..                   Hala öğrenmedin mi sen ?                                 Burada her şey ayakta yapılır                                Burada her şey ayakta yaşanır                            Aşklar bile….Kanunlar bile ..                             Uykular bile                                                                   Hatta mehtap bile ayakta izlenir.                                  Hatta piliçler bile ayakta götürür,                            o mal horozları                                                         Hem duraklarda, hem de vapurlarda      Peki!..Oturmak yok mu diyeceksin ?                       yok tabii !..                                                              Burada kıçlar kıvır kıvır  içindir                          Tıpkı o verilen sözler gibi                                        Tıpkı o yalancı gözler gibi                                         Tıpkı o malum dansözler gibi                                  Tıpkı o sahte,…O yalancı baharlar gibi                 Ve en beteri de,                                                      Tıpkı O Kara Gözlüm …                                          O Bal Gözlü Yıldız Gibi…                                 Mirbey’in dediği gibi;                                  Burada her kes uyur gezer, ya da uyutur gezer”

Geleceğin çömez Türkoloji öğrencileri, İstanbul ve İstanbul hayatından bir gerçek kesitle hiciv sanatını icra ederken, İstanbul’un karizmasını             pas pas yapmışlardı.

Metin:                                                                             Bıyık altından sırıtarak, Hey millet çok şanslısınız. İlteber Mirbey’den hicivler her kula nasip olmaz. Bu mutluluk bile yeter.

–  İlteber İlsu:                                                              Aslanım sen kimle kafa buluyorsun, bak kızarsam gönderirim  “ İndirimli Bir İstanbul Tokatı ne akıl kalır ne de mide, bak demedi deme”

Selim;  Şimdiye kadar sesini çıkartmamıştı.                                                                        Hayranlıkla İlsu’ yu izliyordu. Sonunda,                               -“gerzekler siz nasıl edebiyatçısınız, Bir de bu güzel vatana Türkolog olacaksınız. İlsu; Size İstanbul toplumu üzerinden,  aslında Zeynep Sultanı resmetti. İhanet ve sadakat’ın portresi bu. Büyük resmi okumasını bilmiyorsunuz demiştim size, bak bu iki oldu ona göre.                                                                         Ekrem :                                                                          Peki benim anlamadığımı, sen nasıl anladın                                                               Selim :                                                                           İnsan oğlu tarih boyunca, hep en çok sevdiğini en yaman en acımasızca yargılamıştır. İlsu’un en çok sevdiği kim ?  Ekrem  bu yorumu beğenmemişti. “Uydurma, beni yorma Seliiim.” Diyerek tartışmayı bitirdi.                                          – Cihan,  garsondan hesabı isterken,                          İlteber İlsu :                                                          “Biliyorum ki, Ey Aziz İstanbul,sen bir şarkıdan öte hadislere mashar olmuş, Mukaddes bir ilahisin kalbimin derinliğinde. Amma ve lakin, çok doluyum çook.”  Diyerek mırıldanıyordu.                    İlteber’ in bu sözleri Selimi yalanlamıştı.

 

          

              Hani Nerde  O  Yeminler

             Hani… Başındaki yastık beni yazıyordu…                                                                                   Hani… Dilindeki şarkı beni anlatıyordu.                                                                                                                             Söyle can…Hani nerde o başındaki yastık… Hani nerde o dilindeki şarkı…                                                         Hani nerde  O Canlar…    Hani nerde …O  Yeminler….

       

         

İlteber İlsu, Cihan ve Metin birlikte yaşadıkları, Küçüksu Sevda Tepesinde bulunan evlerine giderken, Ekrem ve Selim Çengelköy Kuleli mahallesindeki öğrenci evlerine gitmişlerdi.  İlteber İlsu, yazdığı eserin noter ve meslek odası tasdiklerinden önce bu eserin mutlaka fantezi ve slow versiyonlarının da olması gerektiğini biliyordu.,Cihan’a dönerek “Piyasa emek hırsızlarıyla dolu. Hemen bir benzerini  yada sözlerinin bir kısmın kullanarak alternatif bir eser yaparlar. Bunların acıması yok, eseri hemen piç ederler. Sesini çıkartırsan linç ederler, tedbirli davranmak iyidir” dedi. İlsu haklıydı, müzik ve tarz çeşitliliği, hem pazarlama ve edisyon için hem de çok sayıda  yapımcı ve  sanatçıya  ulaşma şansları  açısında değerliydi.   Kısa bir durgunluktan sonra Cihan: İlsu “Kimdi O Kimdi”  şarkısında ki özel mesaj hangi sultana dedi. Metin anlamıştı bu eseri kime yazdığını. O yeminlere sözlere rağmen petrol zengini Suudi Bin ladin ailesine 4.cü eş olarak giden Zeynep Sultandı. Eşi Cemal Bin Ladin aynı zamanda  Usame Bin Ladin kabilesinin  önemli adamlarındandı hem de Cidde Havayollarında  üst düzey müdürdü. İlteber İlsu ya dönerek Mirbey acaba “ Söyle Şimdi o kimdi” yerine   “Nerde şimdi o yeminler…”  denesek mi dedi. İlteber İlsu: Daha slow  daha damar bir eser  düşündüğü için, hızlıca sözler yeniden düzenlendi.

A2*“Yıldızlar söner, Bu kalpler sönmez. Şarkılar biter, Bu sevda bitmez …                           Diye yemin etmiştin                                                 Söyle Can…Ah nerde kaldı o kalpler…                   nerde şimdi o yeminler…

Hani Tenindeki canda ben vardım…                        Hani Damarındaki kanda ben vardım…

Söyle Can…Ah nerde kaldı o canlar..                  nerde şimdi o yeminler…”                       denediler, İlsu’nun istediği olmuştu.          

Nakaratları da;

*“Çağlayanlar susar, Bu gönül susmaz. Denizler susar, Bu gözler susmaz….                           diye yemin etmiştin

Söyle can..Ah nerde …hani nerde  o gözler…. nerde  o yeminler                                                   Söyle nerde…nerde şimdi o çağlayan kalpler” şeklinde denediler, yok yok olmamıştı.

“Hani sinendeki can, beni haykırıyordu                      Hani dilindeki şarkı beni anlatıyordu…..

Söyle Can… Hani nerde…nerde o hayaller…hani nerde o yeminler….                             Söyle Can…. hani nerde o sönmeyen kalpler”

Metin beğenmemişti son düzenlemeyi.  Bir de ben denesem mi? diye izin istedi. Elbette cevabını alan  Metin; sözlerin önüne sonuna ekler yaparak yeniden.

B3**Hani.. Çağlayanlar susar,Bu gönül susmazdı…..                                                                    Hani.. Denizler susar,Bu gözler susmazdı           Söyle can …Hani o çağlayan kalpler….                    Hani o susmayan gözler..             Hani…Tenindeki canda ben vardımdı…               Hani.. Damarındaki kanda ben vardım.               Söyle Can.. hani nerde  o Canlar…                            hani nerde o  yeminler….

C3  Hani ..Kıyametler kopar,Bu canlar kopmazdı ..                                                              Hani ..Ömür biter,Bu aşk.. bu opera bitmezdi Söyle can…Hani o yeminler…                                     hani o sönmeyen kalpler 

Hani her gün hayalinde ben vardım..                        Hani her gece rüyanda ben vardım…                        Söyle can…Hani nerde o hayaller..                              hani nerde o yeminler…

D3- Hani.  Canımsın Gül yüzlüm, canımda can….                                                                        Hani.. Sevdamsın gök yüzlüm, Kanımda kan …diye yemin etmiştin

Söyle can.. hani nerde o canındaki Can…                    hani nerde o damarındaki kan.

Hani… Başındaki yastık beni yazıyordu… Hani… Dilindeki şarkı beni anlatıyordu.                

 

Söyle can…Hani nerde o başındaki yastık…hani nerde o dilindeki şarkı…                                 İlteber İlsu alkış sesleri eşliğinde bravo işte bu dedi. Demek ki seni piyasaya servis etmenin zamanı geldi. Önce müzik temel bilgisi, ardından  bir estrüman çalman gerekiyor. Yaz tatili iyi bir fırsat. Ama söz ver  bu eserden kimseye bahsetme, zamanı gelince  çok özel bir sanatçıya düşünüyorum”  Dedi.

 

                                

                               

 

 

 

 

                       

                    S A N A     S A K L A D I M 

 

                    “ Sana….sana sakladım umutlarımı.. duygularımı                                                                         Sana….sana sakladım  Hazinemi tenimi kokumu                                                                                            Sana….sana sakladım   Değerli olan her şeyimi… Hazinemi tenimi kokumu                                                                                                                                                                                                                                                                       Ama sen …ama sen….ama sen  Bir tek sen anlamıyorsun”

 

Ahmet bey, 1915 yılında Doğu Cephesinde 5. Ordu da Miralay rütbesiyle Ruslara kök söktürmüştü. Ermeni Tehcir Kanunu çıkartıldığı dönemde  göç eden Ermenilere refakat ederken, yıldırım çarpması sonucu ağır yaralanmıştı. Bu Gazi kolordu komutan,  İlteber İlsu’nun büyük babasıydı. Bu nedenle bütün arkadaşları İlteber İlsu’ya  “Mirbey”  bazıları da “Miroğlu” diyorlardı.                                                                  Cihan : Neredeyse  söylemeyi unutacaktım. Candan bey, İlteber yarın şirkete uğrasın demişti haberin olsun.                                                                            Ertesi gün Karaköy de tramvayla Beyoğluna giden İlteber İlsu,  Burada  bulunan Sony2 Müzik Prodüksiyon Şirketine Şarkı Sözleri yazıyordu. Türk Dili ve Edebiyatı filolojisinde okuduğu için şirkete bağlı olan sanatçılar tarafından özel ilgi görüyordu. Patronu Candan Sezen Göksu’la birlikte çalışması için çağırmıştı onu.

 Sezen Göksu :                                                            Benim 45 lik yakında çıkacak ama hala şarkı eksiğim var. Ben bir şeyler karalamıştım. Düzgün bir şey çıkar mı bundan diyerek notlarını uzattı.

“Dün Gece Yine O Geldi,                                 Vurdu Pencereme Delice.                                      Benden Bir Şeyler İstedi.                                           Ama Eli Boş Döndü,                                             İstediği Umutlarımdı….Veremezdim… Alamazdı Benden                                         Zaten Dedim Ya !… Eli Boş Döndü,                                   O Zorbey”

 İlteber  İlsu : Bu çalışma sanki, Maviş Gülfem’in Hikayesi gibi ve onu düşünmeye  empati yapmaya başladı.

 “Gecenin Bir Yarısında,                                                  Bir Başkası Kapımda Bekledi Saatlerce Şimdi Seni Ağlatacağım Dedi.                                              Ama Ağlamadım…Ağlatamadı.                              Sonunda O da Anlamıştı. Sürekli….Yürekten Yürekten Ağladığımı Ağlayacak Göz Yaşlarımın Kalmadığını…                                              Ve Nihayet,  Eli Boş Döndü                                              O Zorbey”

“ Dedim Ya…                                                                  İkisi de İstediğini Alamadı,                                        İkisi de Eli Boş Döndü Bizim Evden.              Onlarda Anlamıştı…Umutlarımı…  Duygularımı…                                                     Hazinemi, Tenimi, Kokumu                                              Değerli Olan Her Şeyimi…                                           Sana Sakladığımı…                                                             Ama Sen                                                                             Bir Tek Sen Anlamıyorsun…! ”

İlteber  İlsu  “ Bu çok harika, muazzam bir aşk hikayesi. Tam bir genç kadın şarkısı. Bu yaz konserler hareketli olacak.  Dedi  ve hemen gitarı aldı eline, aklında sadece Maviş Gülfem  vardı.

A- “Dün gece Yine o geldi                                 Vurdu pencereme Delice                                        Ama eli boş döndü                             Vermedim… vermedim ona…  umutlarımı… duygularımı

Vermedim… vermedim ona…                 Hazinemi tenimi kokumu                                   Sonunda o anlamıştı her şeyimi                               sana sakladığımı…                                                      ama sen …ama sen….Bir tek sen anlamıyorsun”

Candan Bey : “arkadaşlar bir kayıt alalım lütfen” dedi. Mavişin hikayesi iyi bir ilham olmuştu. Nakaratı çok kolay çok çarpıcı  oldu :

N1** “ Sana….sana sakladım umutlarımı..              duygularımı                                                Sana….sana sakladım Hazinemi tenimi kokumu                                                             Sana….sana sakladım değerli olan her şeyimi                                                     Hazinemi tenimi kokumu                                        .ama sen …ama sen….ama sen                            Bir tek sen anlamıyorsun..

Sezen Göksu şaşkınlıktan adeta nefessiz kalmıştı. Zorlukla yutkundu..  Aldı mikrofonu eline,  İlteber İlsu’ya eşlik etmeye başladı.

B “ Gecenin  Yarısında Bir Başkası Geldi…

Kapımda Bekledi Saatlerce

Şimdi Seni Ağlatacağım Dedi…                            Ama eli boş döndü                                       Vermedim Vermedim Ona… Göz Yaşımı.. Kalbimi                                                           Vermedim Vermedim Ona…  gecemi  gündüzümü  ömrümü

Sonunda o anlamıştı her şeyimi                               sana sakladığımı                                                               Ama sen …ama sen….                                                    Bir tek sen anlamıyorsun”                               İlteber İlsu  bir an duraklayınca Sezen Göksu eserin tamamlandığını düşünerek “yüreğine sağlık çok güzel oldu” demesi üzerine İlsu : Sezen Hanım tempoyu biraz yükselterek daha farklı bir tarz denemek düşüncesindeyim dedi. Ve başladı;

C- “ Gecenin yarısında Yine O Delice geldi                                                          Senden bir ömür alacağım var dedi                            Ama eli boş döndü  Vermedim…Vermedim Ona… Pınarımı… Baharımı Yazımı

 Vermedim… Vermedim Ona…  Denizimi… Sahilimi Güneşimi                                                        Sonunda o anlamıştı her şeyimi                                                                     sana sakladığımı                                                              Ama sen …ama sen….                                                        Bir tek sen anlamıyorsun”   Sezen :  aynı duygu yoğunlu çıkmıyor.  Dönelim eskiye , finalde düet yaptılar.

Final :  “Evet…ağlamadım ağlatamadı beni Sonunda o da anlamıştı. Hazinemi tenimi kokumu                                                                        Her şeyimi sana sakladığımı                            ama sen …ama sen…                                                      Bir tek sen anlamıyorsuuun…                                       Aç Artık Gözlerini Ne Olursun”

 İlteber İlsu’ nun  gitar eşliğinde bir çırpıda yaptığı bu şarkı, çok beğenilmişti.

Sezen Göksu : Hemen Aranjörlere haber verin yarın bu kayıtları ve  alternatif müziklerini istiyorum. İlsu’ ya dönerek delikanlı yarı yine çalışalım, metin çok uzun oldu, fazlalıkları çıkartıp, daha vurgulu bir güfte istiyorum.                              – Nerede oturuyorsun .                                            –  Anadolu Hisarı  Sevda  tepesinde.                                – Tamam, akşam yedide  Kanlıca İskele meydanında yardımcılarım seni bekleyecekler.

İlteber İlsu  “ Akşam 6.20 vapuru’ la  geleceğim, yedi gibi Kanlıca ya varıyor,  diyerek oradan ayrıldı. Önce Menajerliğini üstlenen Bebek’teki  Taksim Es  Edisyon Şirketine bilgi verdi. Hemen Sonra İstanbul  16 Noterliğinde eser tasdiki ni yaparken isim konusunda ikilem de kaldı. Önce               “VERMEDİM  ONA”  diye isim düşünürken karar değiştirdi  “SANA SAKLADIM”  daha çekici dedi. Etiler de üyesi olduğu  MGS Müzik Eserleri sahipleri  Gurubuna telif hakları için gitmeyi düşündü, baktı zamanı yetmeyecek vazgeçti. Eminönü 3. No.lu iskeleye geldiği zaman Cihan ve Metin de 18.20 Paşabahçe- Beykoz vapuruna biniyorlardı. Birlikte Vapurun sancak yönü yan açıkta oturdular. Püfür püfür  rüzgarı içlerine çekerken, kırık bulut renkli dalgalardan,  yolcuların verdiği simit parçacıklarını toplayan martıların sevinç sesleri ruhlarını okşuyordu. Kanlıca ya vardıklarında yarım saatlik yol, sanki bir an gibi kısa geldi. İskele meydanın da çeşmenin yanında ki bankta beklemeye oturdular. Karşı yönden Sercan yeni yaptığı sevgiliyle selam vermeden yanlarından geçti. İlsu’ nun zoruna gitmişti. Sercan eski sevdiğiydi, Holding sahibi babasının paralarını yiyen yalı çapkını bir genç züppe Sercan’ın aklını çelmişti. İsyanı Sercan’nın  vefasızlığınaydı. Hep öyle olmuştu, kime değer verirse en büyük vefasızlığı da ondan görüyordu.

İlteber İlsu : Sercan’nın duyacağı şekilde; “Kanlıcalı güzel, pek küçük pek güzel                   Aşk şarabını içmiş,yanar yanar döner                    Sevdiğine selam vermeden, geçer gider

Kara gözlü kara sevdalı pür cefalı

Pür edalı, kelamsız Kanlıcalı

Aman Kanlıcalı, selamsız Kanlıcalı

 Pek dertli pek kederli Kanlıcalı” diye sesini duyurmaya çalıştı.

Kanlıcalı Sercan bu sözleri,  ruhu okşanmış bir iltifat gibi aldı. Saçlarını yellendirerek derin bir bakışla hadi bir daha der gibi cesaret vermesi üzerine,

İlteber İlsu :

“Kanlıcalı güzel, pek küçük pek güzel

Kalbi alev alev yanmış, yanar döner

Bak hele aşkını görmeden, geçer gider

Pür selamsız pür kelamsız kanlıcalı

Pek dertli pek kederli kara sevdalı

Pek küçük pek güzel pür edalı Kanlıcalı  

 

 

 Metin,  İlsu sezen hanımın yardımcıları geldi diye

”  haber verdi. Birlikte Kanlıca sırtında bulunan Sezen  köşküne gittiler. Cihan ve metin Köşkün kamelyasında birer çay içerken, İlteber ve Sezen “Sana sakladım” isimli eserin son metini yeniden gözden geçirdiler ve ardında daha önce hazırlanan,  telif sözleşmesini imzaladılar.